Onur Çimen

Onur Çimen


CAHİLLİK ÜZERİNE İNCELEMELER

12 Ocak 2021 - 10:19 - Güncelleme: 12 Ocak 2021 - 10:23



Bir gün uyandığımda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Biz cahil dediğimiz vakit,
mutlaka mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim ilim, hakikatı bilmektir.
Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okuma bilmeyenlerden de
hakikatı gören hakiki âlimler çıkar.” sözü aklıma geldi ve bunun üzerine düşünmeye
başladım.
Gerçekten toplumda cahil sandıklarımız ne kadar bilgili ya da bilgili sandıklarımız ne
kadar cahil hiç düşündük mü?
Aslında hiç düşünmedim değil ama ilk bu şekilde düşüncelerimi topluyorum.
Anadolu’nun birçok yerini gezdim. Birçok arkadaşım oldu. Birçok yere girip çıktım.
Toplumun her düzeyinden insanla oturup kalktım ve oturduğum her insandan iyisiyle
kötüsüyle kendime yeni tecrübeler katma imkanım oldu. Yeni şeyler yaşadıkça ve öğrendikçe
bir yandan toplum konusunda eksikliklerimi gidermeye çalıştım ve daha çok okuyarak ve
yazarak topluma yeni değerler katmaya çalıştım. Bunun sonucunda şunu gördüm ki evet
okumamaya bağlı olarak kulakta dolma bilgileri savunma bağnazlığını olduğu kadar, okuyan
kendini aydın gören insanların toplum gerçeklerinden ne kadar bihaber olduğunun farkına
vardım.
Türkiye toplumu bilindiği gibi çoğunlukla milliyetçi ve muhafazakar bir toplumdur.
Burada milliyetçi ve muhafazakar bir toplum olmasını yadırgamıyorum. Aksine her toplumun
her bireyin kendine has milliyetçi ve muhafazakar yapısı olmalı ki kendi dil, din ,kültür, vatan
ve bayrak gibi bulunduğu coğrafyada kendini var eden olguları taşıyabilsin fakat burada
sıkıntı olan nokta ise okunan , çalışılan ve ispatlanan bilgiyi değil kulaktan dolma dediğimiz
belki çevresinden ,belki sevdiklerinden belki belli bir tarikata bağlıysa şeyhinden duyduğu
bilgileri kendi hayatına ilke edinip onu toplumun kendinden olmayan kesimine satmaya
çalışması problemidir. Çünkü okumak zekayı kibarlaştırır, hangi kesimden olursa olsun
okuyan insanların hangi kesimle konuşursa konuşsun ya da tartışsın belli bir nezaket
çerçevesinde iletişim kurduğu görülür. Tabi ki naiflik insanın genel yapısında var ve kendine
katacağı estetik değerlerle kendini zenginleştirirse kibarlaştırır ama hem kaba hem cahilse
hem de cahilliğini atmak için çabalamıyor ve kendini bu yönde yönlendirenlere karşı
geliyorsa bu tip insanlar diğer tip insanların enerjisini çoğunlukla alır ve yorar. Bunların
içerisinde yönlenebilir insanlar da yok değildir. Bu tip insanları da toplum içerisinde aydın
olarak görülen insanların , onlara ideoloji satmaya çalışmadan sadece kafalarında soru

işaretleri oluşturacak şekilde yardımcı olmaya çalışması gerekir. Eğer aydın kimliğindeki
insanlar ne kadar yaşadığı topluma yabancı kalırsa toplum o oranda cehaletin peşine düşer ve
toplumu sevdiğini söyleyen aydınları bir çırpıda yok etmeye girişir.
Sabit fikirli olan cahiller fevkalade uyumludurlar. İşlerine geldiği zaman senden kralı
yoktur ama işlerine gelmediği zaman da senden kötüsü yoktur. Hele bir de sen de onlar gibi
değil kabalığa karşı kibar ve naifsen, kendilerini söz yerine sesle daha da yetmezse
saldırganlaşarak kabul ettirmeye çalışırlar. Onların dışında ilgi ve yeteneklerin varsa bir kaşık
suda boğmak isterler eğer kendinden bir şey paylaşmak istersen de seni ayak bağı yapıp
köleleştirmek için ellerinden geleni yaparlar. Yani kısaca kötüysen kötüsündür ,iyiysen de
iyisindir. Bir şeyin artısı ya da eksisi olamaz. Ya siyahtır ya da beyaz. İçlerinde gri yoktur.
Kısaca seni adam yerine koymayan bir tip sonra işine geldiği için seni yüceltebilir. O yüzden
cahillerin özgüveninden daima sakınmakta fayda vardır. Çünkü naif ya da bilgili insanları
,saldırganlıklarıyla boğacaklarını en iyi şekilde bilirler.
Türkiye’ye bölgesel olarak baktığımızda sahil kesimi daha rahat bir yaşama sahipken,
kırsala doğru gittikçe mahalle baskısının ve yaşanılan kültürün hegamonyası artar ona uyum
sağlayamayanlar ise ötekileştirmeye çalışılarak yıpratılmaya girişildiği görülür. Bu sebepten
her bölgenin kendine göre yaşam güzelliği olsa da Batı’da yaşayan Doğu’ya çoğunlukla
gitmek istemez; Doğu’dakiler bir o kadar Batı’ya gelmek ister ve öyle ki Batı’ya gelen
Doğulularda ise bir doğu övgüsü vardır fakat “Neden geri dönmüyorsunuz?” sorusuna da
verilen cevap hep aynıdır. “Çocukların eğitimi, ihtiyaçlar vs.” ama bir Batılı kendi
memleketine ya da yakın olduğu farklı bir bölgeye dönmek isterse “Ne oldu burayı
beğenmedin mi?” gibi sorularla karşılabiliyorsun.Ters açıdan baktığımızda ise Batı’da
yaşayan belki metropolitan bir kültürde büyümüş olan insanlar da kırsala ya da Doğu’ya
gitmeyi kendi gözünde ötekileştirirse de Doğulular için eleştirdiğimiz olguyu Batılılar için de
söylemek mümkün olabilir. Oysaki her bölgenin insanı her bölgeye yaşantısının değerini
katmalı ve her bölgenin insanı da her bölgeden gelen değeri elinden kaçmadan kendi yaşam
değerine almalıdır.
Yaşamımda ne çok okuduğumu ne de çok gezdiğimi iddia eden biri değilim. Çünkü
bağımsız olarak baktığımızda eminim benden çok daha fazla okuyan ve benden çok daha
fazla gezen insanlar vardır. Sadece Türkiye’nin hemen hemen her bölgesine gitmiş Orta
Anadolu, Doğu Anadolu , Ege ve Akdeniz’de çalışmış, yaşamış ve buraların kültürüyle
büyümüş bir genç olarak insanın okuyup, dinleyip, araştırıp öğrendiklerini kendi yaşamına ve
davranışlarına katarken; birlikte yaşadığı topluma da kazandırmaya çalışmanın faydalı olacağı

düşünmekteyim. İnsan anca bu şekilde yaşadığı tecrübeleri kendi yaşamında oturtur gibi
geliyor. Bu sebepten ilişkilerde ideolojik, sosyal, kültürel ayrım gözetmeksizin fakat bir o
kadar kendi duruşunuzdan taviz vermeksizin yeni şeyler öğrenebildiğiniz dostluklarınızla;
bilgi, birikim ve tecrübenizin paralel gittiği bir yaşamın bütün insanlık için güzel olacağını
umuyorum.
İyileştiren ilişkidir ama bilgisizce, cahilce olmaksızın.

Bu yazı 322 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum