Mustafa Ertaş

Mustafa Ertaş


GÜZEL TÜRKÇEMİZ

04 Mayıs 2020 - 17:48

GÜZEL TÜRKÇEMİZ

Türk Dili Türkçe, yeryüzünde kullanılan en eski dillerdendir. Orta Asya’da M. Ö.3,
yüzyılda Hun Türkleri devlet dilli olarak Türkçeyi kullanmışlardır. Onlardan 500
sene sanrı Göktürk Devleti ‘ninde resmi dili Türkçedir. Büyük Selçuklu Türk
imparatorluğu da devlet dili olarak Türkçeyi kullanmışlardır, Anadolu Selçuklu
Türkleri vatanımızda çok değerli tarihi eserler bıraktıkları halde, asırlardan beri
süre gelen gelenek ve töreyi bozmuşlar, devlet işlerinde Farsçayı. İlim dilinde de
Arapçayı kullanmışlardır. Osmanlı’lar da her nedense dört ayrı dilde alınan kelime
ve cümlelerden oluşan sentez bir dil kullanmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşları olarak bizler Osmanlı İmparatorluğu’nun ortaya çıkışından 23 yıl önce
Karaman Oğlu Mehmet Bey’in ünlü fermanının yayımlanmasını bayram olarak
kutlamaktan mutluluk, onur ve sevinç duyuyoruz. Bu yazımızın son paragraflarda
“Türk Dili Nasıl Kurtarıldı “başlıklı bölümde daha geniş bilgi ve Karamanoğlu
Mehmet Beyin ünlü fermanını da bulacaksınız,
Türk milleti demek, Türk Dili demektir. Türk Dili Türk Milleti için kutsal
bir hazinedir. Türk Dili Türk Milleti’nin kalbidir, zihnidir. Dil de zihnin aynası
dar. Dil ulusal bilinci taşıyan, uyanışı, dirilişi, diri kalmayı sağlayan yaşamsal
bir unsurdur. Büyük Kurtarıcımız Atatürk hayatı boyunca bu düşüncelerini
dillendirmiştir. Bu sebeple 20 Eylül 1932 yılında “Türk Dil Kurumu Kurultayı”
mı toplamış “Türk Dil Kurumu” nu bu nedenle gün ışığına çıkarmıştır.
Belçikalı bir düşünür Türk Milleti’ne şöyle seslenir:
“Ey Türkler, Atatürk’ü Allah’a borçlusunuz. Vatanın kurtuluşu ve bütün
yenilikler de Atatürk ile dedelerinize borçlusunuz” der.
Ünlü şair Yahya Kemal “Türkçe ağzımda anamın sütüdür” derken Fazıl
Hüsnü Dağlarca da “Türkçe benim ses bayrağım” demiştir.
Türk Dili bu kadar önem taşırken günümüzde “hava kirliliği” gibi “dil kirlenmesi
”de, çoğalmaktadır. Bu, kirlenme, kesinlikle, önlenmelidir Yabancı sözcük,
yabancı dil hayranlığı güzel Türkçemizin içini yabancı sözcüklerle
doldurmaktadır. Örneğin: Şenlik, yerine “festival”, Uzlaşma
yerine:”concencous,” yoğunlaşma yerine:” consantratıon” deyince kültürlü kişi
mi oluyorlar? Bırakalım artık bu dil kirlenmesini, İlçelerimizde, köylerimizde
yaşayan analarımız,
Babalarımız, teyzelerimiz, gençlerimiz bu yabancı sözcüklerden hiç bir şey
anlamıyorlar. Bırakalım artık yabancı hayranlığını.
İl ve ilçelerimizin bazılarında cadde ve sokaklarımızda yabancı sözcüklerle işgal
altındadır.
“Entel ”denilen, bir, kısım, aydınlar kendi vatanlarına yabancılaşmayı
“evrensellik “mi, sayıyorlar. Cadde ve sokaklarında, yabancı, sözcüklere geçit,
vermeyen, Karaman, Ermenek, Sarıveliler, Başyayla ve Gazipaşa halkı ile
Karaman, Ermenek, Sarıveliler, Başyayla yöneticilerine içtenlikle teşekkür etmek
vefa borcumuzdur,

“Festival”, sözü, şenlik, yerine, televizyonlarda, dillendiriliyor.(Festival)
sözlükteki anlamı Latince’ den gelen İngilizce isim veya isim yerine kullanılan bir
sözcüktür
Diye açıklar. Festival, in karşılığı Türkçemizde “Şenlik, Eğlence, Şölen ve
Bayram’dır. Biri de, televizyona çıkyor”konsalidasyon” diye halkımızın,
anlamadığı sözcüklerle nefesi çıktığı kadar bağırıp çağırıyor.
Niçin öz Türkçe kelimelerimiz varken neden yabancı sözcükleri kullanıyoruz?
Köylerimizde Fatma ,Ayşe teyzelerimiz, Mehmet, Yunus dayılarımız “Festival”
sözünden yabancı sörlerden bir şey anlamıyorlar ki… Menü, kelimesi yerine
“Günün yemekleri“ yazsak olmaz mı? Bırakalım artık yabancı hayranlığını.
Özümüze dönelim, özümüze!
Orta, Asya’dan gelerek Anadolu ’Selçuklularının ilk zamanlarında (1087-1250)
lerde ve(1094-1170),arasında, Suriye’ye, hâkim, olan, Selçuklu Türkleri “Arapça
cennet ve ahiret (ahret) dilidir. Tanrı insanı öteki dünyada Arapça ile
sorgulayacak” gibi uyduruk sözlere kananlar olmuş, bu yanlışlık sonucu Arapça
diline yönelmişlerdir. Arap ulemaları da Maraş, Kayseri, Konya’ya gelip
yerleşmişlerdir. Devlet dairelerinde medreselerde görev almışlardır. Arap dili ve
kültürü böylece Anadolu şehirlerinden köylerine kadar yayılmıştır.
Bu ulamalardan meşhur alim Muhiddin-i Arabi (1213) yılında Selçuklu
Devleti Sultanı İzzeddin Keykavus’un kalbini kazandığı gibi Türk olan ünlü
Sadeddin Konevi’nin anası ile Konya’da evlenmiştir. Çeşitli medreselerde
birçok müderrisler yetiştirmiştir. Böylece Arapça ilim ve konuşma dili olmuştur.
1265 yıllarında Vezir, Sahip, Fahreddin, Ali, Arapçayı, yasak, etmesine kadar
(187 ) Yıl Arap dili ve kültürü, Anadolu’da yayıldığından bugün bile etkisi
sürmektedir. Farsça 1078 den sora Anadolu’ya girmiştir. Selçuklu, Veziri
Sahip, Fahrettin Ali Arapçayı yasaklarken, Farsçayı kabul etmiştir. Böylece
Türk Dili ve kültürü, yağmurdan kaçarken, doluya tutulmuştur.( kim ki bilmez
Farisi gider dinin Yarısı.) gibi uyduruk sözlere kapılanlar olmuştur.
Bu nedenle Anadolu’da İran dili ve kültürü süratle yayılmaya başlamıştır.
Selçuklu, Sultanları bile “Keykavus, Keykubat, Keyhüsrev ) gibi İran isimlerini
“ ad” olarak almışlardır. Ne kötü bir hayranlık değil mi.? Dün Fransız diline,
Bu gün ise İngiliz diline duyulan hayranlık gibi.
Bu yanlış gidişi, oluşumu, gelişmeyi Alâeddin Keykubad’ın daveti üzerine
(1220 ) yıllarında Konya’ya gelen aslı da Türk olan ulema Bahaddin Veled ve
oğlu Mevlana’nın ders verdiği medreselerde vaaz ettiği camilerde Farsça
konuşulup Farsça yazıldığı için Fars kültürü ve dili ile beslenen Türk
kültüründen, Türk Dili’nden uzak Türkçe bilmeyen nesiller yetiştirilmiştir.
Devlet dili Farsça. İlim dili Arapça olmuştur. Devletin yönettiği halk Türkçeden
başka, dil, bilmemekte, idi. O tarihlerde, yazılan bir dörtlüğü değerli
okuyucularımıza sunuyoruz.

“Türk Diline, Türk kültürüne kimse bakmaz idi
Türkleri kimse sevmez, yüzüne bakmaz idi
Türkler de Farsça anlamaz, başına gelecekleri bilmez idi
Hunlar, Türkler, köpek ve kurt gibidirler.”
Diye horlanır, aşağı görülürdü. Bir milleti idare eden, iktidar kadroları, milli
dili ve milli kültürü bırakır, milli kültürle nesiller yetiştirmezse, yabancı dil ve
yabancı kültür içinde, erimeye mahkûmdur. Anadolu Selçukluları, Osmanlılar,
yabancı dil, yabancı kültür aşkı ve sevdası sebebi ile yıkılmamışlar mıdır?
Göktürk Devletinin yüce BİLGE KAĞANI yüz yıllar ötesine şöyle seslenir. …”Ey
Türk Oğuz Beğleri!...Üstten gök çökmedikçe, alttan yer delinmedikçe, bil ki
Türk Milleti, Türk yurdu, Türk Devleti Türk töresi bozulamaz. Ey ölümsüz Türk
Milleti! Titre kendine dön. Su gibi akıttığın kanına, dağlar gibi yığdığın
kemiklerine lâyık ol.”
“Başına geçtiğim Türk Milleti’nin şan ve şevketi için gece uyumadım.
Gündüz oturmadım. Ölesiye, bitesiye çalıştım. Tanrı yardım etti. Bahtım yâr
oldu. Öldü sanılan Milletimi dirilttim. Yoksul Milletimi zengin ettim. Türk
Milleti’ni bütün milletlerden üstün kıldım. Der. Kaynak: Hayat Ansiklopedisi
cilt 3, sayfa 180- 181
Bütün bu olumsuzluklar karşısında

Kazakistan’ın Sayram kasabasında doğan Ahmet Yesevi, büyük bilgin ve
Din Âlimi’dir. Türk destanının kahramanı Oğuz Han’ın idare merkezi olduğu
bilinen “YESİ” kentinde eserlerini sunan büyük bilgin,din alimi bir Türk ortaya
çıkmıştır. Ahmet Yesevi ,bütün Türk dünyası için çok büyük öneme sahiptir.
Bilimi öne alan,Din anlayışının temsilcisidir. Ahmet Yesevi’nin din anlayışı ;
saf, açık, berrak, Kur’an ve Sünnet kaynağına tam bağlılıktır.
Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilmesine karşın,Türk’dilini seçerek
öğrencilerine Türkçe dersleri vermiştir. Eserlerini de Türkçe yazmıştır.
Hoca Ahmet Yesevi, İslâm tasavvufunu esas alan, bilim, edebiyat ve sanata
önem veren bir medrese kurdu. Bu medresenin, konuşma dili, yazışma dili,
şiir ve öğretim dili TÜRKÇE idi. Allah’a bağlı, ve âşık olan, O’nun yasaklarına
yakın olamaz. Allah’a imanın O’na ibadetin gereği; O’nun”yasaklarından uzak
durmaktır.”İslamiyet’in amacı, insanın olgunlaşması; kemâle
ermesidir.”Kur’anın ilk ayeti “Ikra” (oku) dur.Kültürdür. Hoca AHMET
Yesevi’nin Medresesinden yetişen binlerce insan”Erenler, Alperenler” Türk
Dünyası’nın,Her,tarafına,dağıldılar.Her,yerde,olduğu,gibi,Anadolu’nun,Müslü
manlaşmasında,öncü,rol,olmuşlardır.Alperenler,sadece,Allah’a,kulluk,eder.İn

-sanlara,kulluğu şiddetle ret eder. Bu yetişen “Erenler,Alperenler” gittikleri
her yerde Ahmet Yesevi’nin Türkçe şiirlerini, eserlerini dillendirdiler. Böylece
yeni bir Türk edebiyetı doğar ve doğdu. Bu sırada Ahmet Yesevi döneminin,”
güya bilgin denilen Türk Aydınları, “Farsça ve Arapça yazarken, Hoca Ahmet
Yesevi, Türk halkına, Türk topluluklarına “Hikmet”lerini kendi dilleriyle Türkçe
yazmış, Türkçe konuşmuştur.O dönemin bilgin denilen Fasça, Arapça yazan,
Türk aydınları, Hoca Ahmet Yesevi’yi Türkçe yazdığı için kıyasıya
eleştirmişlerdir. Ahmet Yesevi ise bir hikmetinde, dizeleriyle şu yanıtı ve şu
gerçeği dile getirmektedir.
Sevmiyorlar bilginler sizin Türçe dilini
Erenlerden işitsen açar gönül dilini
Ayet – Hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar
Anlamına erenler başı eğip uyarlar.
“Hoca Ahmet Yesevi, yedi atana rahmet”
Ahmet Yesevi’nin öğrencilerinden biri olan Alp erenlerden ,Hacı Bektaş’ı Veli
Hazretleri dergahını o devirde Hıristiyanların kalbi durumundaki Göreme
Bölğesi’inde kurmuş ve oradan Anadolu’ya “Bu yurtta Türkçe konuş, Türkçe
sev,Türkçe haykır diyerek Anadolu’yu kucaklamıştır.
Türk Dili Nasıl kurtarıldı: Karamanoğulları Beyliği Orta Asya’da Üst
yurttan (Türk yurdu) Anadolu’ya gelince, İlk olarak SELÇUKLU DEVLETİ
Sultanı Alâeddin Keykubad tarafından Taşeli’nde Ermenek’in Kamış,
boğazı, ile, Balkusan‘a ( 1228) yılında yerleştirmiştir. Karamanoğulları halkı
Türkçe den başka dil bilmezlerdi. TAŞELİ BÖLGESİ Etrafı dağlarla çevrili
bulunduğundan “ TEKERLEĞİN DEĞMEDİĞİ Yer” lir olduğu için yabancı diller
bu bölgeye girememiştir. Türk Dilinin incelenmesi için en doğal bir
bölgemizdir.
Karamanoğlu Mehmet Bey, babası Karaman Beyden sonra, Beyliğin başına
geçince, Anadolu Türklüğü yabancı dil, yabancı kültürün boyunduruğu altında
idi. Türk kültürü Ve Türk Dili yok olmak üzere iken topraklarımız Moğol
çizmeleri altında çiğnenirken, Yabancı kültürün, yabancı dilin, karşısına mertçe,
erkekçe çıkmıştır. Onlarla hayatı pahasına gece, gündüz dövüşmüş ve
savaşmıştır. Bu kötü gidişe dur diyecek başka, bir güçte yokken, bir avuç Oğuz
Türkü’nün başında bulunan Mehmet Bey ( 13 Mayıs 1276 yılında Konya’yı
zapt etmiştir. Selçuklu Devleti Sarayında devlet dili Farsça, ilim dili Arapça
olduğunu görmüş bu sebepten topladığı divanda şu tarihi fermanını
Yayınlamıştır.
“ Bu günden sonra, Divanda Dergâhta, Bargâhta, Mecliste ve Meydanda
Türkçe’mden başka dil kullanılmayacaktır. Defterler dahi Türkçe yazılacaktır.”

13 Mayıs 1277, diyerek, Arapça ve Farsça dillerini yasaklayan ünlü fermanını
yayınlamıştır. Türkçeyi, Devletimizin resmi dili ilan etmiştir. İşte ( 742.) yılını
kutladığımız “ TÜRK DİL BAYRAMI” budur. Bütün Ulusumuza kutlu olsun.
(1930) yılından ( 1980) yılına kadar yürürlükte olan (5237 ) sayılı Belediye
gelirleri kanununun ( 21 .) maddesi Türkçeyi koruyucu hükümler taşıyordu. Bu
madde yürürlüğe tekrar konup işletilmelidir.
Yabancı dil başka ülkelerle ilişkiler bakımından öğrenilmelidir. Ancak yabancı
dil öğretilirken bir “amaç “ değil, bir “ araç “ olarak öğretilmelidir. Yabancı
kültür benim kanıma, canıma işlememelidir. Yabancı dili öğretirken Türk
çocuklarının Türkçeyi ihmal etmeleri, unutmaları, ana dil Türkçe’nin yetersiz
olduğu inancı ile yetiştirilen bir Türk genci, kendi diline, kendi kültürüne, kendi
milletine nasıl saygı duyar? Büyük tehlikeler taşıyan yabancı dil ile eğitim ve
öğretim hayranlığından ve tuzağından kurtulmalıyız.
Ülkemizde nitelikli, vatandaş ve milletimize bağlı insanlar yetiştirmek istiyorsak,
başkalarının dili ile değil, kendi dilimiz, kendi özümüz, kendi kültürümüz, öz
Türkçe olan kendi dilimizle yetiştirmeliyiz Çünkü milli dil olmazsa, milli
edebiyatta olmaz.
Ey iman edenler! Kur’an’ı Kerim sizden önce kendilerine kitap
verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edenleri ve kâfirleri dost
edinmeyin. Allah’ı daha çok sevin. Eğer müminler iseniz (Kur’an’ı Kerim Maide
suresi 57.ayet) Kur’an’ı Kerim’deki bu cümle kulaklarımıza küpe olsun. Bu
ilahi sözün anlamı, dilde, kültürde, gelenek ve göreneklerimizde düşmanlara
benzemeyiniz. Bu konularda dost olmayınız çünkü onlar sizi kültür ve dil
yoluyla bozar, yok eder, demektir. Senin varlığına, birliğine inananları
vatansız bırakma Ya Rabbi!
Bir Alman’a İngilizce ile bir soru sorulsa o Alman İngilizce bildiği halde
Almanca sormadığı için yanıt vermez. Kendi diline çok duyarlıdır.
Dil eğitiminde de anaokulundan, ilköğretimden, üniversiteye kadar en
büyük görev öğretmenlere düşüyor. Öyle ise dil sorununda çözümü nitelikli,
iyi yetiştirilmiş çok başarılı öğretmenler yetiştirmek bütün sorunların başında
geliyor. Dil bilinci yüksek, Türkçe sevdalısı, yüce vatanımızın, yüce milletimizin
bölünmez bütünlüğünü, kişiliğini tamamlayan aydın öğretmenler
yetiştirilmesi kesinlikle gereklidir. Köy Enstitülerinde yetiştirilen öğretmenler
gibi. Öğretmenler yetiştirilmelidir. Öğretmenlikten başka ikinci bir iş
yapmaması için yeterince maaş verilmelidir. Başka bir iş yapmasında
kesinlikle önlenmelidir. Öğretmen en iyi şekilde yetiştirilmelidir. Çünkü
Öğretmenlik insan yetiştiren tek meslektir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkçe’nin yozlaşmaktan
kurtarılması için “Türk Dili’nin kullanılmasına ilişkin “ kanun tasarısı bir an önce
yasalaşmalıdır.

Fransa,1994,yılında, hükümetin, önerisiyle Fransızcayı, İngilizcenin boyunduruğundan
korumak için, (Fransız dilinin kullanılmasına ilişkin) yasa çıkarılmıştır
Kaynak: Türklerin kültürel ve kozmik kökenleri s.29,298 Burhan Yılmaz
“Türkçemizin Felsefesi, Kilim MTB 2009- İstanbul
Kaynak: Türkistan, piri, Hoca Ahmet Yesevi, s.49- 59, Turan Bozkurt. İstanbul
2012.
Kaynak: Hoca Ahmet Yesevi s.20 den, 23 e kadar. Hamdi Mert T.D.V.Yayın
Matbaacılık, Mithat paşa Cad. No:62/B, Kızılay,

Bu yazı 515 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum