Mükremin Kızılca

Mükremin Kızılca

Mükremin Kızılca

MUHACİRLER NEDEN SURİYE'YE DÖNMELİ?

05 Mart 2020 - 12:09

MUHACİRLER NEDEN SURİYE’YE DÖNMELİ?
Ensarlık süremiz 8 yıldı, doldu gerekirse uzatırız, ama komşularındaki sekiz milyon göçmen
Suriye’ye silahsız olarak yürüdüğünde zafer onların olacaktır.
2012 yılında Daeş bir yandan, YPG bir yandan ve rejim bir yandan Suriye’de Müslümanlara
büyük bir zulme başladılar. Bunun sonucunda İslami bir tabir ve hayati bir zorunluluk olarak
hicret gerçekleşti.
Birkaç yıl içinde Suriye’den genel nüfusun yarıya yakını olan sekiz milyon insan ülkesini terk
etti. Bu sekiz milyonun yarısına yakını Türkiye’ye iltica edenlerdir. Artık onlara muhacir
diyoruz ve biz de olabilirsek Ensar olmaya çalışıyoruz.
Bu insanların Suriye’yi terk etmelerinin sebebi dörttür:
1- Arap Baharı dalgasıyla Kuzey Afrika’dan gelen özgürlük rüzgârına kapılan Müslümanlar
Esed hanedanına karşı bir muhalefet oluşturdular. Hicret edenlerin büyük kısmı Esed zulmü
nedeniyle ülkelerini bırakıp komşu ülkelere mülteci oldular.
2- YPG adlı Türkiye’deki PKK’nın Suriye kolunun baskılarıyla ülkesini terk edenler.
Bunlara: ya bize katılırsınız ya da terk edersiniz, diye iki seçenek sundular, onlar da bu
meşum teklifi reddederek genellikle ülkemize paralel yerlerde meskûn olduklarından
Türkiye’ye sığındılar.
3- Daeş, eski adıyla Işid Selefi ve İslam dışı bir anlayışla güya İslam devleti kurmak için
teröre başvurarak haricilere katılmışlardır. Daeş elinde tuttuğu ve işgal ettiği topraklardaki
Müslümanlara: ya bize katılın ya da buraları terk edin, deyince onlar da doğru olanı yaparak
hicret ettiler. Zira İslam’da terör ve kardeşe silah doğrultmak kesinlikle yasaktı.
4- İran Şiileri: bunlar Suriye Esed ailesinin sapık mezhebi olan Nusayriliği kendilerine çok
yakın bulmakla Ehl-i sünnet Müslümanlarına acımasızca bir kıyıma giriştiler. Ellerinden
kurtulabilenler civar ülkelere iltica ettiler.
Bu üç gurup mülteciden üçü de silahsız olduklarından karşı koyma imkânları olmayınca
komşulara sığınma yoluna gittiler. Gittikleri yerlerde bilenen ve eğitilip silahlanan mülteciler
istenen rakamda olmasa da Suriye içine dönüp savaşa katılmaktadırlar.
Şimdi diyoruz ki: bu üç gurubun üçünün de kahir ekseriyeti Ehl-i sünnet yani Müslümanların
ana gövdesinin inancını seçen insanlardır. Ehl-i sünnet dünyadaki bütün Müslümanların %
88’lik sevad-ı azamını temsil eder.
Bunları ülkelerinden göçe zorlayanlardan ilki sapık bir itikat olan Nusayriliğe, ikinci göçe
zorlayanlar Selefi denilen Suudi menşeli Vahhabi bir inanca ve üçüncü gurup zorbalar
Marksist – Leninist bir zihniyete, dördüncü gurup ise İran destekli Şia inancına sahip silahlı
örgütlerdir.
İşte sekiz yıl önce ülkelerini terk eden bu Müslüman kardeşlerimiz gittikleri yerlerde artık
birer mücahit olarak bilenmişlerdir. Eli silah tutanları ülkelerine hemen dönüp mülklerinin
başına geçmelidirler.
Sekiz milyon insan selinin karşısında dünya duramaz.
Küçük bir silahlı gurubun yaptığı rejim değişikliğine darbe, silahsız halk hareketiyle yapılan
rejim değişikliğine ise ihtilal denir.

1789 Fransız ihtilali, 1917 Rusya Bolşevizmi ve 1979 İran devrimi bir milyon civarında bir
halk hareketiyle gerçekleşmiştir. Ümidimiz odur ki 2021 yılına kalmadan Suriyeli sekiz
milyon komşu ülkelerdeki Müslümanlar da Suriye rejimini devireceklerdir.
İDLİB NERESİ? TRABLUSGARP NERESİ?
Bu günlerde 1900’lü yılların İkdam gazetesini okuyorum.
İdlib’e, Haleb’e, Şam’a, Aden’e, Cezayir’e, Trablusgarp’a, Bağdat’a, Kahire’ye valiler tayin
ediliyor, defterdarlar atanıyor.
Sofya ve Atina’nın İstanbul’a bağlı emirliklerine gönderilen talimatlar kayda geçiriliyor.
İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, İspanyollar ve Felemenkler Afrika’yı bölüşmüşler,
İngilizlerin müstemlekesi Hindistan’ı atlayıp Çin’e giriyorlar. Bütün sömürgeci donanmaları
Çin denizinde Japonlarla beraber yer kapmaca oynuyor.
Kimsenin on yıl sonra Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin tarihe karışacağından ve 100 yıl sonra
da Suriye neresi? Halep neresi? Libya neresi? Kahire neresi? Sorularının sorulacağından
haberi yok.
Hele hele Adana vilayetinin Hatay kazasının bir beldesi olan İdlip’te ne işimiz var?
Sorusunun sorulacağından kimsenin bilgisi yok!
1900’lü yıllarda: hangi Osmanlı memleketinde veya dünyanın diğer devlet-i fahimelerinin
hangi şehrinde kaç kişinin veba salgınına yakalandığı, kaç kişinin öldüğü, kaç kişinin
karantina altında olduğu rakamlarla veriliyor. Aynen bugünkü Korona Virüs olayındaki gibi.
Kesinlikle doğrudur: tarih tekerrürden ibarettir.

Bu yazı 313defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum