Mükremin Kızılca

Mükremin Kızılca

Mükremin Kızılca

İbn-i Batuta Diliyle Ahilik

15 Haziran 2020 - 10:14


İbn-i Batuta zamanının Asya, Afrika ve Avrupa memleketlerini 30 yıl gezdi.
Nisan 1332 yılında Suriye Lazkiye’den vapurla Alanya’ya çıktı ve Anadolu’yu baştanbaşa
dolaştı. Saraylara, sultanlara misafir oldu. Gördüklerini, yaşadıklarını olduğu gibi iki ciltlik
seyahatnamesinde anlattı.
Aşağıda onun tuttuğu notlardan Anadolu topraklarında yaşanan Ahilik kurumuna ışık tutacak
bilgileri bulacağımız bölümleri aynen Arapçadan çevirerek verdim.
Karamanoğullarının da tabi olduğu Mısırda Memluk Türk devletinin ve hilafetinin hüküm
sürdüğü, Selçukluların yıkılıp Osmanlıların yeni kurulduğu bir zamanda Anadolu
Türkmenleri.
“Rum diyarı olarak bilinen Anadolu dünyanın en güzel bir köşesidir. Allah burada dünyanın
farklı yerlerinde dağılmış bütün güzelliklerini bir araya getirmiştir. İnsanları en güzel bir
şemaile sahiptir.
Elbiseleri tertemizdir. Yemekleri en lezzetlidir. İnsanların en şefkatlileridir. Şam bereket,
Anadolu şefkat yurdu, sözü meşhurdur.
Anadolu’da bir zaviyeye veya bir eve misafir olduğumuzda etrafımızı erkek kadın Türkler
sarar ve durumumuzu inceleyerek neye ihtiyaç duyduğumuza bakarlar. Kadınları
gizlenmezler erkeklerle beraber misafirlere yardım ederler.
Oradan ayrılacağımızda kırk yıllık akraba ve ailedenmişiz gibi bizi uğurlarlardı. Kadınlar
ardımızdan üzülür ağlarlardı. Erkekleri bize haftanın bir gününde yaptıkları sıcacık
ekmeklerden yanında tereyağıyla getirirler ve hanımlarımız sizden dua ister, der, ikram
ederlerdi.
Anadolu’da Türkler tamamen Hanefi Mezhebindendirler. Sünnetleri tam kılarlar, aralarında
Harici, mutezile, kaderiye, Rafızi ve benzer hiçbir yanlış inanç sahibi yoktur. Bu, Allah’ın
onlara özel verdiği bir fazilettir.
Antalya’da Yahudiler, Hristiyanlar ayrı koloniler halinde yaşarlar. Müslümanlar ise büyük
şehirde ikamet ederler. Burada mescit, cami, medrese ve hamamlar vardır.
Ahilik
Kardeş manasındaki Ah kelimesine birinci şahıs ye’si eklenerek oluşan bir deyimdir.
Anadolu’nun bütün Türkmen beldelerinde kurulan bir teşkilat olup dünyanın hiçbir yerinde
örneği yoktur.
Ahiler insanlara, misafirlere azami derecede iyi karşılayıp ağırlarlar. Köy ve şehirlerine gelip
gidenlerin yemek ve diğer ihtiyaçlarını hızlı şekilde karşılarlar.
Zalimlerin zulmüne uğramamaları için garipleri korurlar.

Ahi: sanat erbabını, bekâr ve yalnız yaşayan gençleri bir araya toplayan kişidir. Her hususta
sözünü dinlerler ve öne geçirirler. Buna fütüvvet de denmektedir.
Ahi bir zaviye inşa ederek içini tefriş eder. Zaviyede her türlü ihtiyacı karşılayacak alet ve
edevat bulunur. Gündüz herkes işinde gücündeyken ikindiden sonra burada toplanırlar.
Zaviyeye elleri boş gelmezler, burada misafir varsa ona ikramda bulunurlar. Garipleri ve
misafirleri buradan ayrılıncaya kadar ihtiyaçlarını görürler. Misafir olmadığı akşamlarda
Türkü çağırıp oynarlar.
Zaviye mensuplarına Feta derler. Dünyada bunlar kadar güzel işler gören bir topluluk
görmedim. Şiraz ve İsfahan’da benzer bir kurum olsa da gelene gidene gariplere Türkmen ahi
ve Fetaları gibi alaka göstermezler.
Denizli (Ladik) iki ahi zaviye sahibinin kavgasına şahit olduk.
Denizli’ye geldiğimizde dillerini bilmediğimiz iki gurup önümüzde tartışmaya başladılar. Biz
onları yol kesici sanıp bizi yağmalayamaya geldiklerini sandık. Silahlarını çıkararak bir
birlerinin üzerine yürüyecekleri sırada Arapça bilen bir hacı çıka geldi.
Ona ne istediklerini sordum. Onlar burada ahi Sinan ve Ahi Toman adlı iki fütüvvet şeyhinin
adamlarıdır. Sizi, hangimiz zaviyesinde misafir edelim, diye kavga ediyorlar.
Bu davranışlarına son derece şaşırdık ve memnun olduk sonunda aralarında kura çekerek
barış sağlandı.
Önce Ahi Sinan sonra Ahi Toman’ın zaviyesinde birer gece misafir olduk. Akşamları
muhteşem ziyafetler bittikten sonra akşam namazını kıldık. Sonra zaviyede Kur’an’ı kerim
okunuyor ardından da türkü çağırıp oynuyorlardı.”
İbn-i Batuta Muhammed b. Abdullah 1304 / 1377
Tühfetü’n-Nüzzar fi Garaibi’l-Emsar ve Acaibi’l-Esfar c. 1 s. 290

Bu yazı 235defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum