Ayşenaz ÇİMEN

Ayşenaz ÇİMEN


Kentlerin bir kimliği var mıdır?

05 Şubat 2020 - 12:21

Türkiye, kentleşme sürecini tamamlamış bir ülke midir?
Göçler, ekonomik problemler, siyasi görüşler, etnik kökenler ve daha nicesi kentleşme sürecinin neresindedir?
Ve kentlerin bir kimliği var mıdır?
*
Türkiye genelinde nasıl ki kimlik siyaseti ister istemez insanları kutuplaştırıyorsa , ne yazık ki aynı durum kentler için de geçerlidir. Bireylerin ve toplumların kimlik esasında takındıkları siyasal tavır ve davranışlar da bu kutuplaşmanın olmazsa olmazıdır…
Günümüz koşullarına bakıldığında, kimlik siyasetine ilişkin tavırların ve davranışların ortaya çıkmasında kentlerin ihtiyaçları değil; kabilecilik, hemşericilik,  ve etnik kimlikler daha baskın olmaya başlamıştır.
Hal böyle olunca yerel yönetimler, özellikle bu unsurları kullanarak kimlik siyasetini kentlerin üzerine yapıştırmaktadır…
*
Her siyasi parti kazanmış olduğu yerel yönetimi, kendi ideolojik kimliğine göre şekillendirmektedir. Bu dünya genelinde asırlardır yaşatılan siyasal bir kültürdür.
Bu siyasal kültürün toplumsal hareketlilik yaklaşımına göre yerel yönetimler, sosyo-ekonomik ve demografik değişimlerin aracılığıyla kentlerin siyasi yapısını değiştirmektedirler.
Yerel yönetimlere bu hakkı veren ise kentlerde yaşayan bireylerdir. Bireyler daha iyi bir yaşam şartına kavuştukça politikadan uzaklaşırlar fakat yaşam standartlarının oldukça altında yaşayan bireyler kimlik siyasetini en uçta yaşarlar ve yaşatırlar. Özellikle istikrarsızlığa, radikalizme ve siyasal çatışmaya meyilli olurlar, kısacası her iki kesim de kentlerin geleceği hakkında sağlıklı kararlar veremezler.
Bu yüzden insanlar, yaşadıkları kentler üzerinde karar verme yetkisini ne siyasi partilere ne giderek onun bir uzantısı haline gelen yerel yönetimlere ne de kent konusunda evrensel bir teorinin temsilcisi olduğunu iddia eden uzmanlara bırakmamalıdır.
Bütün siyasi ve etnik kimliklerden arınmış tarafsız bireylerin seçilmesini sağlayan yerel seçim politikalarının uygulanması, kentleri kimlik siyasetinden kurtaracaktır.
*
Parantez içinde belirtmek isterim ki;  kentlerin kimliği denilirken aslında neyi amaçladıklarını iyi biliyoruz fakat siyaset biliminde dahi yer almış bu kavram üzerinde çalışmalar yapıldığından, yazımda “KENTLERİN KİMLİĞİ” ifadesini kullanmak zorunda kalıyorum.
Kentlerin kimliğinden bahsederken, bazı çevrelerin özellikle değindiği konulardan birisi de; yerel yönetim ve devlet ilişkisi olmuştur.
Özellikle hemen hemen bütün teorik çalışmalarda yer alan husus:” Özgür bir kimliğe kavuşmak isteyen kentlere yardım eden yerel yönetimler, devletin ciddi yaptırımları ile karşı karşıya kalmaktadır.”
Özgürleşerek kimliğine kavuşmak isteyen kentler derken ne kast edilmektedir?
Siyasetle kentlerin elbette tarihsel bir bağı vardır. Birçok düşünür, kentleri uygarlığın ve demokrasinin beşiği olarak görmektedir. Fakat bu tarihsel bağ üzerinden kentlerin bir özerk gelecekle, kimliklerine kavuşması algısının yaratılması kötü niyeti ortaya koymaktadır.
Ve devletlerin de bu duruma karşı gerekli hukuki ve güvenlik önlemlerini alması gayet doğaldır. Fakat bu önlemler alınırken, yerel yönetimlerin kara propagandasının ekmeğine yağ sürmemek çok önemlidir. Özellikle de finansal ve siyasal kaynağı terör örgütleri olan yerel yönetimlerde…
*
Son olarak şuna değinmek isterim ki; toplumsal duyarlılık ne yazık ki kent kimliğine bağlıdır.
Mesela Diyarbakır ve İzmir, iki farklı kimlik. Diyarbakır’da toplumsal, İzmir’de ise sosyal kimlik daha baskındır.
Diyarbakır’ı İzmir’den, Hakkari’yi Bursa’dan ayıran sebep nedir?
Kentlerin kimliği değil midir?
Halbuki Çanakkale’de, Sarıkamış’ta kimlik nedir bilmeden, mezhep nedir görmeden omuz omuza savaşmadık mı?
Bu Anadolu’yu kim yedi bölgeye ayırdı? Doğu denilince bir yüz ekşitmeler, batı denilince bir oh çekmeler…
Neden?
*
Unutmayın ki; terörle değil bölge ile mücadele edenler kentlerin kimliğini kullanmayı çok severler.
Ne zaman ki kentlerin kimliğini değil de Anadolu’nun gerçek kimliğini sahipleniriz, işte o zaman 80 milyon birbirimize kenetleniriz.
Aksi takdirde özümüzü kaybederiz.
 

Bu yazı 246defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum